Duyguların Geometrisi..
26/5/2009 ·Önce sevdim. Sevdiğimi öğrendim, sevebileceğimi fark ettim: Sevdikçe kendimi kainatla topladığımı gördüm.
Affetmeyi öğrendim: Affetmenin, dostlarımı onla çarpmak olduğunu fark ettim.
Pişman oldum: Pişman olduğumu itiraf ettim; pişman oldukça hatalarımı küçük, anlaşılır ve bağışlanabilir parçalara bölebildiğimi gördüm.
Hatırlamayı öğrendim: Hatırladıkça sevgilerimin kare kökünü bulup onlardan hüzün çıkardığımı fark ettim.
Değer vermesini öğrendim: Değer verdikçe sevgilerin küpünü bulup onları mutlulukla çarpabileceğimi gördüm.
İltifat etmesini öğrendim: İltifat ettikçe insanlarla aramdaki en kısa mesafenin bir tebessümün resmettiği bir çizgi olduğunu gördüm.
Özür dilemeyi öğrendim: Özür diledikçe nefretin ve öfkenin sonsuza bölündüğünü böylece dargınlıkların limit sıfıra giderken yok olduğunu fark ettim.
Aşık oldum, aşkı tattım: Böylece bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 dereceyi aşıp bütün yamukları kendi içinde barındırabildiğini gördüm.
Hüzünlendim: Hüznü sevdim, hüznün kalbime dokunmasına izin verdim.
Böylece bütün mutlulukların ve zevklerin sonunda ayrılık çizgisine teğet geçip geri döndüğünü gördüm.
Ve bir gün öleceğim: Kesinlikle öleceğim ve öldüğüm gün anlayacağım ki; yaşadığım hayat, paydası sonsuzluk olan basit bir kesirden ibaretmiş. Kesrin payında ne olursa olsun, ne kadar çok şey biriktirmiş olursam olayım hepsi son işleminde sıfıra eşitleniyor.
Kesrin üzerine yani bu dünyaya sonsuzluk cinsinden bir şey koymam gerekiyor; yoksa elde var sıfır.
Tüm bu işlemlerin sağlamasını yapmak isterseniz, kalbinize bir bakın.
Senai Demirci
Yorum (0) Yorum yaz!
| ||||||||
İnternetin tüm popüler arama motorlarını unutturan Google'a şimdi güçlü bir rakip daha çıktı. WolframAlpha adlı bu site şimdiden test yayınına başladı ve klasik bir arama motoru mantığında çalışmıyor.İngiliz bilgisayar mühendisi mucidinin ismini alan site, sadece arananı bulmayı değil, sorulara cevap vermeyi de planlıyor. Kurucuları, "Biz Google'a rakip olmak için çıkmadık ama Google'ın yapamadığı şeyleri yapabildiğimizi görüyoruz. İster istemez bu yaşanacak diye düşünüyoruz" diyor. wolframalpha.com'a diğer arama motorları gibi kelime ya da cümlelerle arama yapmanın yanı sıra, çözmekte zorlandığının her türlü matematik formülünü sorabiliyorsunuz. Örneğin arama çubuğuna x^2 sin(x) yazıp enter'a bastığınızda karşınıza örnekleri ile çözülmüş hatta grafikleri çizilmiş bir sonuç ekranı geliveriyor. wolframalpha'ya tüm bunların yanında her türlü yüzdelik oran hesaplamalarını da sorabilirsiniz. | ||||||||
| Zaman Online / Kerim Gün | ||||||||
Yorum (0) Yorum yaz!
Matematik Fıkraları
14/5/2009 ·NAZİ KAMPI
Hitler birgün kamplardan birini ziyaret ederken oradaki tutuklulardan birine sorar:• - 5, 3 daha kaç eder?Mahkum 6 diye cevap verdiğinde yanındaki kurmaya döner ve kızgın bir ses tonuyla:• - Ne biçim toplama kampı bu?..diye azarlar.
TÜREV
Günün birinde birkaç fonksiyon bir kafede oturmuş, sıfıra ne kadar hızla yakınsadıkları gibi konular üzerinde tartışıyorlarmış. Derken içlerinden biri kapıya bakarak aniden bağırmış “Dikkat türev geliyor!”. Hepsi apar topar sandalyelerinin altına saklanmışlar, ancak ex hiç istifini bozmamış. Türev ağır adımlarla içeri girmiş ve tek başına oturan fonksiyonu görüp “sen benden korkmuyor musun?” demiş. Hayır, ben ex’im diye yanıtlamış kendine güvenen bir tavırla. “Yaa” demiş türev. “Peki benim x’e göre türev alacağımı kim söyledi?”
FONKSİYONLAR
Fonksiyonlar bir gün bir seminer tertiplemişler. Seminere birkaç fonksiyon katılmış. Her fonksiyon özellikleri hakkında bilgiler vermeye başlamış. Derken içlerinden biri kapıya bakarak aniden bağırmış “Dikkat türev geliyor!”. Hepsi apar topar kaçmaya başlamışlar. Ancak ex hiç istifini bozmamış. Türev ağır adımlarla içeri girmiş ve tek başına oturan fonksiyonu görüp “sen benden korkmuyor musun?” demiş. Hayır, ben ex im diye yanıtlamış kendine güvenen bir edayla. “Yaa” demiş türev. “Peki, sana benim x’e göre türev alacağımı kim söyledi?”
MÜFETTİŞ PARADOKSU
Bir işyerini, önümüzdeki on gün içinde vergi müfettişleri denetlemeye gelecektir. Müfettişler, mantık oyunlarını sevdikleri için işyeri yetkilisine telefon açarlar ve:-”Hangi gün geleceğimizi, o günün sabahında tahmin edebilirseniz, denetimden kurtulacaksınız” derler.Defterleri denetimden geçemeyecek kadar karışık olan işyerinin yetkilisi, biraz düşünür ve müfettişlere:-”Galiba bu denetimi yapamayacaksınız efendim. Çünkü buraya geleceğiniz günü çok kolay tahmin edebilirim. Şöyleki:Denetimi, onunucu ve sonuncu güne bırakmazsınız. Çünkü ben ilk dokuz gün gelmediğiniz takdirde onuncu gün geleceğinizi hemen bilirim. Dokuzuncu gün de gelmezsiniz. Çünkü ilk sekiz gün içinde gelmezseniz, dokuzuncu gün geleceğiniz açıkça belli olur. (Onuncu gün gelmeyeceğinizi az önce ispatlamıştım). Onuncu ve dokuzuncu gün gelemeyeceğinize göre denetimi, sekizinci güne de bırakamazsınız. Çünkü ilk yedi gün içinde gelmediğiniz takdirde sekizinci gün geleceğinizi hemen anlarım…Yetkili, mantık oyunlarına müfettişlerden daha meraklıymış:)
DELİ Mİ AKILLI MI?
Mahallenin delisi, sokağa yeni taşınan komşularının eşya taşıyışlarını seyrediyordu. Evin babasının gayet güçlü ve iri yarı bir görüntüsü vardı. Kültürlü bir insana benziyordu. Eşyaları bir çırpıda 5. kata çıkarıyordu. Bir süre onu seyreden deli, yavaş yavaş yanına yaklaştı. Onun geldiğini fark eden adam, bir şeyler sormak istediğini anlayıp beklemeye başladı. Nihayet deliden soru geldi:“- Bu eşyaların neden hepsini birden taşımıyorsun?”“- Dikkat etmedin galiba. Burada bir kamyon eşya var. Hepsini bir seferde nasıl taşıyacağım!?”“- Bir seferde taşıyabileceğin miktarda eşyayı sırtladığında, üzerine o ağırlığın binde birini koyarsam yine taşıyabilir misin?”“- Elbette. Ne kadar fark edecek ki?”“- Öyleyse tekrar binde birini koyabilirim ve sen yine taşıyabilirsin.”“- Doğal olarak! Binde birlik ağırlık farkı, beni etkilemez”“- Pekiyi bunu devamlı yaptığımda tüm eşyaları yüklemiş olmaz mıyım?”“- Eeee şeyy… evet.”“- O halde neden hepsini birden taşımıyorsun!?”
PARA ÜSTÜ
Adamın biri kafeye gelir ve bir kola içer. Garson hesabı almaya geldiğinde fiyatı sorar. Kola fiyatının 260.000 lira olduğunu öğrenir ve yirmi altı tane on bin liralık demir parayı üstüste dizer. Garson tam parayı alacakken, bir vuruşta hepsini yere saçar. Birşey diyemeyen garson içinden söylene söylene paraları toplamaya başlar. Ertesi gün aynı adam, aynı garsondan bir kola ister. Hesabı öderken aynı şekilde yirmi altı tane on bin liralık demir parayı üstüste dizer. Garson tam parayı alacakken, yüne bir vuruşta hepsini yere saçar. Garson çok sinirlenir fakat birşey diyemez ve paraları toplamaya başlar. Bir sonraki gün aynı adam aynı kafeye tekrar gelir ve yine bir kola içer. Fiyatı sorar garsona. Neler olacağını bilen garson bezgin bir şekilde:- 260.000 TL. diye cevap verir.O da ne?.. Adam cebinden bir beşyüz binlik çıkarıp uzatır garsona. Garson büyük bir keyifle yirmi dört tane on binliği üstüste dizer ve tam adam alacakken öncekilerden çok daha kuvvetli bir vuruşla paraları kafenin içine saçar. Adam hiç istifini bozmaz. Cebinden iki tane daha on binlik çıkarıp atar diğer paraların arasına:- Boşver… Bir kola daha ver bana…
TERS MANTIK
Temel coğrafya öğretmenine sorar:- İstanbul’dan Ankara’ya uzaklık kaç kilometre?..- 450…diye yanıtlar öğretmeni. Temel bunun üzerine:- Peki Ankara’dan İstanbul’a uzaklık kaç kilometre?.. diye sorduğunda öğretmen hiç düşünmeden:- Aynı uzaklık, 450…diye cevapladığında Temel biraz duraklar ve itiraz eder:- Öyle olmayabilir, mesela Ramazan Bayramı’ndan Kurban Bayramı’na iki, Kurban Bayramı’ndan Ramazan Bayramı’na ise on ay var…
YAZI-TURA
Bir matematik öğrencisi finale çalışamamıştır ve sınava girdiğinde bakar ki sorular doğru/yanlış tipinde. Ne yapacağı bellidir. Çıkarır bir bozuk para ve yazı-tura atarak imtihanı cevaplandırmaya başlar. Gözetmen de bir yandan takip etmektedir onu. Bu şekilde iki saat geçer. Herkes sınıfı terketmiştir fakat o hala yazı tura atmaktadır. Gözetmen dayanamaz ve gelip sorar:- Sınava çalışmadığın ortada. Kitapçığı bile açmadın ve yazı-tura atarak cevaplandırıyorsun. Peki seni bu kadar uzun süre meşgul eden nedir?Öğrenci hiç istifini bozmaz ve bozuk parayı fırlatmaya devam eder:- Şşşt, cevapları kontrol ediyorum.
YARDIM TALEBİ
Çocuk babasından matematik ödevini yapmasına yardım etmesini ister ve- Doğru olmaz oğlum.cevabını alır fakat o ısrarlıdır:- En azından dene baba…
MATEMATİKÇİ
Balonla seyehat etmekte olan bir grup yolunu kaybeder ve biraz alçalarak aşağıdaki kişiye yaklaşırlar. İçlerinden biri aşağıya bağırır:- Heyyy!.. Şu anda nerdeyiz?..Aşağıdaki şahıs onlara şöyle bir bakar ve biraz düşünüp dalgın dalgın cevap verir:- Bir balonun içinde ve oldukça alçaktasınız…Balondaki adam doğrulur ve arkadaşlarına:- Biliyor musunuz bu adam matematikçi.der. Bunun üzerine balondaki diğer şahıslar bunu nerden anladığını sorduklarında şöyle yanıtlar:- Birincisi, çok düşündü, ikincisi söylediği şey kesin olarak doğru… Üçüncüsü, bir işe yaramıyor…/
İDDİA
İki matematikçi aralarında tartışmaktadır. Bunlardan biri aslında matematiği herkesin az-çok bildiğini iddia ederken, diğeri de öyle olmayıp sadece eğitimini almış insanların bildiğini savunmaktadır. Sonunda bu meseleyi tartışarak halledemeyeceklerinin farkına varırlar ve teklifte bulunur herkesin bildiğini iddia eden:- Şurada bir restoran var. Girelim oraya ve oradaki garson kıza x’in integralini soralım. Kabul ediyor musun?Diğeri hemen kabul eder. Öyle ya, x’in integralini bilen kaç tane garson kız vardır ki? Ne var ki, bu tartışmayı planlamış bulunan diğeri daha önceden garson kıza gidip, ona bir miktar karşılık önererek kendisine sorulacak olan soruya x2/2 cevabı vermesi hususunda anlaşmıştır. Neyse, gelirler restorana ve o kızı görüp yanına gelirler. Kıza:- Afedersiniz, size bir soru sorabilir miyiz?derler. Kız kabul edince de soruyu sorarlar. Garson kız pek fazla düşünmeden:- x2/2diye cevap verir. Biri kazanmanın sevinci, biri de kaybetmenin hüznüyle teşekkür ederek ayrılırlarken garson kız arkadan seslenir:- Bir de C sabiti var
DENEY
Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir kimyacıyı bir ay süreliğine ayrı ayrı odalara kapatmışlar. Odalarda kilitli bir buzdolabı ve çeşitli araç gereç varmış. Bir ay sonunda odaların kapılarını açıp bakmışlar. Fizikçi mekanik bir makine yaparak buzdolabının kapısını kırmış ve karnını doyurmuş. Kimyacı çeşitli elementleri karıştırarak bir sıvı yapıp buzdolabının kapısını eritmiş. Son olarak matematikçinin odasına girmişler. Matematikçinin kurumuş cesedi duvara dayanmış bir halde yerde kanla şunlar yazılıymış:Teorem: Buzdolabını açamazsam ölürüm.İspat: Buzdolabını açtığımı varsayalım
İSKOÇYA KOYUNLARI
Bir mühendis ,bir fizikçi ve bir matematikçi iskoçyada trenin penceresinden bakarken siyah bir koyun görürler, mühendis hemen atılır;iskoçyadaki bütün koyunlar siyah der.Fizikçi söze karışır iskoçyadaki bazı koyunlar siyah diyerek.Ve matematikçi son noktayı koyar iskoçyada en az bir tarafı siyah olan en az bir tane koyun vardır.
Yorum (0) Yorum yaz!
Bu yıl ÖSS'ye girecekler daha şanslı
14/5/2009 ·
| ||||||||
Yarımağan, kızının mezun olduğu Gazi Anadolu Lisesinde, öğrencilere 2010 yılında uygulamaya girecek yeni üniversiteye giriş sistemini anlattı. Yarımağan, yıllarca veli olarak geldiği okulda bu kez konferans vermek üzere bulunduğunu söyledi. Üniversiteye giriş sınavlarının 1950'li yılların sonunda başladığını, ilk dönemlerde üniversitelerin ayrı ayrı sınavlarla öğrenci aldıklarını ancak 1974'den itibaren ÖSYM'nin düzenlediği kaydeden Yarımağan, üniversiteye giriş sisteminde yapılan değişikliklere değindi. Bugünkü sistemin, 2006 yılından bu yana uygulandığını, 2010 yılından itibaren de iki aşamalı yeni bir sisteme geçileceğini anımsatan Yarımağan, halen uygulanmakta olan sistemin hem avantajları, hem dezavantajları bulunduğunu kaydetti. Yarımağan, gelecek yıldan itibaren iki aşamalı olarak düzenlenecek sınav sisteminin adayların düzeylerini ölçme ve üniversiteye yerleştirme açısından, bu yıldan farklılıkları olacağını ifade etti. -''ÖSS'DEN BIKTIK''- Yeni sistemde ilk aşamanın adına Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ismini verdiklerini söyleyen Yarımağan, espriyle karışık ''Yıllarca hep ÖSS dendi. ÖSS'den bıktık. ÖSS ile ilgili biliyorsunuz video klipler de var. Ben bunları tebessümle karşıladım ama bize söyledikleri yenilir yutulur değildi'' diye konuştu. Sınavın ilk aşamasının nisan ayının ilk haftasında, ikinci aşamasının da haziran ayının ikinci yarısında gerçekleştirileceğini kaydeden Yarımağan, ikinci aşamada isteyen tüm adayların istedikleri oturuma katılabileceğini anlattı. Sınavda alanlara göre belirlenecek ders gruplarından belirli sayılarda ve belli bir süre verilerek sorular yöneltileceğini, derslere göre soru sayılarının, bu yıla göre daha fazla olacağını ifade eden Yarımağan, alanlara göre alt puan türleri oluşturulacağını, bunun için üniversitelerden görüş aldıklarını belirtti. Birkaç yıl sonra sınavda ''açık uçlu'' sorular da yöneltilmesinin planlandığını dile getiren Yarımağan, birçok ülkenin test usulü sınavlardan kaçtığını vurguladı. Küçük yaşlardan itibaren test usulü sorularla karşılaşan öğrencilerin bazı yeteneklerinin gelişemediğine dikkati çeken Yarımağan, ''Türkiye giderek daha çok test sınavları yapıyor. Biz kendi üzerimize düşeni yapıp test sorularının yanında açık uçlu soruların da sorulacağı bir ortama geçmek istiyoruz'' dedi. Açıköğretim ve bazı lisans programlarına sınavsız girilebilmesi gerektiğini ifade eden Yarımağan, Türkiye'de şu anda sadece meslek yüksekokullarına sınavsız girilebildiğine işaret etti. Bu okullara meslek lisesi mezunlarının kendi alanlarında geçebildiklerini kaydeden Yarımağan, ''Fakat sınavsız geçişin eğitim üzerinde çok olumsuz etkilerinin olduğu görüldü. Yani bir nevi çok eleştirilen sınav, eğitimde başarıyı zorluyor. Öğrencileri çalışmaya, öğrenmeye zorlayan bir mekanizma olarak görev yapıyor. O yüzden ben bir taraftan bazı lisans programlarına sınavsız girilsin derken, zaten sınavsız girilsin denilen bazı programlar sınavlı hale getirilmeye çalışılıyor'' diye konuştu. -ÖSS BAŞVURULARI- Yarımağan, konuşmasında ÖSS'ye başvuran aday sayısına ilişkin de değerlendirmede bulundu. 2009-ÖSS'ye, 101 bin 224'ü sınavsız geçiş, 1 milyon 349 bin 782'si ÖSS olmak üzere toplam 1 milyon 451 bin 6 adayın başvurduğunu bildiren Yarımağan, ÖSS'ye başvuranlardan 567 bin 903'ün son sınıf düzeyinde olduğunu kaydetti. ÖSS'ye bu yıl başvuran adaylarda 2007 yılına göre 325 bin, geçen yıla göre de 195 bin azalma yaşandığını ifade eden Yarımağan, son sınıf düzeyinde de başvuran aday sayısının 2007'de 732 bin 799 olduğunu belirtti. Yarımağan, geçen yıl bazıları dışında liselerden mezun verilmediğini anımsatarak, 2007 yılına göre bu yıl lise son sınıflardan başvuran aday sayısında 164 bin 896 azalma olduğuna işaret etti. Yarımağan, ''Bu azalmanın nedenini bilmiyorum. Elimde Milli Eğitim Bakanlığının istatistikleri yok. Son sınıf öğrencileri mi azaldı, yoksa son sınıf öğrencilerinden sınava başvuran mı azaldı, onu araştırmak gerekiyor. Çünkü ciddi bir azalma var. Ben lise son sınıf öğrencilerinin 750-800 bin dolayında olduğunu biliyordum'' dedi. ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan, 2009-YDS'ye da 32 bin 45 adayın başvurduğunu bildirdi. -''KÖKLÜ DEĞİŞİKLİK YOK''- Yarımağan'ın konuşmasının ardından öğrenciler, sistemde sürekli değişiklik yapılmasından yakınarak, sistemin neden aşamalı olarak sonraki yıllarda uygulamaya konulmadığına ilişkin sorular yöneltti. Bunun üzerine Yarımağan, sınav sistemindeki yeni düzenlemelerin, ''öğrencilerin ne çalışmalarında ne hazırlıklarında bir değişiklik yapmalarını gerektiren değişiklikler olmadığını'' vurguladı. Yarımağan, ''2009 yılında sınava girenlere hangi derslerden ne tür sorular soruyorsak, 2010 yılında sınava girenlere de aynı derslerden aynı tür sorular soracağız. Değişen bir şey yok. Sadece soruların sayısı fazla. Analitik Geometri'den 3 yerine 10 soru soracağız diye adaylar on kat fazla mı çalışacaklar? Bence hayır'' dedi. Sistemdeki değişikliklerin ''köklü değişiklikler olmadığını'' yineleyen Yarımağan, ''Bu sadece sistemin ölçme, değerlendirme ve yerleştirme açısından daha sağlıklı olmasını sağlayan aşama. Yine aynı derslerden soru soracağız'' diye konuştu. -''SBS'DE STRES DAHA FAZLA''- Milli Eğitim Bakanlığınca gerçekleştirilen Seviye Belirleme Sınavları'na (SBS) işaret eden Yarımağan, şunları kaydetti: ''SBS'de dört sene sınav yapıyor. Aday dört sene hazırlanacak. Biz sınavların hepsini, 12. sınıfın sonunda sınav yapıyoruz. Bir tanesinin 10. sınıfta, bir tanesinin 11. sınıfta yapılmasını savunanlar var. Ben buna karşıyım. 4 sene sınav yaparsanız bu, adayların bir yıl yaşadığı stresi 4 yıla yaymak olur. SBS için de aynı şeyi söyledim. Diyorlar ki 'dört sınav yaparsak bir sınavda başarılı olmayan öbüründe olur, telafi eder'. Hayır, telafi edemez. Bugün Gazi Anadolu Lisesine girebilmek için adayın SBS'de dört sınavın dördünde de başarılı olması lazım. Üçünde başarılı olup birinde başarısız olsun, buraya kesinlikle giremez. Dört sınavın dördü de aynı önemde. Biri diğerini telafi etmiyor. Bunun stresi dörde katlanıyor, dershaneye gidiyorsa dershaneye gittiği süre dörde katlanıyor. Her şey dörde katlanıyor. SBS'yi yapıp, sonuçları öğrencinin eline verip, ona bir geri bildirim sağlasalar, o zaman dört değil sekiz kere yapsınlar. Ama dördünün sonucu toplanıp puan çıkıyor, onunla liseye giriyor. Biz sınavı bir yılın sonunda ve oturumları peş peşe yapıyoruz.'' Yarımağan, ikinci aşama sınavlarının soru sayılarının ve sürelerinin henüz kesinleşmediğini belirtti. -MEB'İN İSTATİSTİKLERİ- Bu arada, Milli Eğitim Bakanlığının istatistiklerine göre, Açıköğretim Lisesi dahil lise son sınıflarda 580 bin 432 erkek, 517 bin 530 kadın olmak üzere toplam 1 milyon 97 bin 962 öğrenci bulunuyor. İstatistiklerde, Açıköğretim Lisesi öğrencileri çıkarıldığında, diğer liselerin son sınıflarında toplam 589 bin 920 öğrenci olduğu görünüyor. | ||||||||
Yorum (0) Yorum yaz!
Fiziğin Ötesindeki Boyutlar
1/5/2009 ·Prof.Dr. Osman ÇAKMAK | |
![]() Matematiğin penceresinden metafizik Cebir ilminin kurucusu el-Câbir, eksi (negatif) sayıları bulana kadar karekök işlemleri yolunda gidiyordu. Meselâ karekök içindeki 9 sayısı kökten çıkarılınca 3 olur. Fakat bu kök içine eksi sayılardan biri konduğunda, yepyeni bir cebir karşımıza çıkar. Kök içindeki -9 dışarıya 3 olarak çıkmaz. Çünkü hem artı üçün, hem eksi üçün karesi 9'dur. Eksi veya artı dokuzun karekökü -3 değildir. Karekök içinde -9 gibi bir sayı bulunmaktadır. Ne var ki kök dışına alma güçlüğü olan bu sayıya, tıpkı beşten on çıkmaz diyen ilk matematikçiler gibi yanlış bir isim verdiler: sanal (soyut, hayalî, imaginary) sayı. Sanal matematik sayıları uzun bir süre kullanılmamıştı, mânâsız zannediliyordu. Hâlbuki rasyonel sayıların ihtiyaca cevap vermediği alanlarda sanal sayılar kullanılarak çözüme ulaşılır. Bugün kuantum fiziğindeki tünelleme* hâdisesinden uzaya gönderdiğimiz araçlara kadar birçok denklemde sanal sayılar kullanılıyor. Bir kısım matematik denklemlerinin çözümlerinin sanal sayıları ihtiva etmesi, sanal uzayları dikkate almadan yapılan hesaplamaları yanlış çıkarması, farkına varmasak da, madde ötesine ait metafizik unsurların günlük hayatımızda kullandığımız teknolojinin içinde yer aldığını göstermektedir. Bütün bunları, maddenin hakikatte madde-mânâ karışımı olduğunu gösteren işaretler olarak düşünmek mümkün müdür? Başka bir ifadeyle, acaba sanal sayılar maddedeki gizli mânâ habercileri olarak yorumlanabilir mi? Meselâ Bediüzzaman Hazretleri'nin, Mektubat adlı eserindeki 1. Mektup'ta, hayat mertebelerinin sayısını beş olarak ifade etmesi, iç içe geçmiş; fakat bizim fiziğin kavramlarıyla ifade edemediğimiz âlemlerin varlığına bir misâldir. Başka bir örnek olarak, ikinci dereceden bir denklem olan X2+l=0 eşitliğini ele alalım. Bu denklemi çözersek, X2=-1 bulur ve her iki tarafın karekökünü alarak iki sanal kök elde ederiz. Bu kökler '+' veya '–' gibi özellikler göstermezler. Işık hızı aşılıyor Kütleli bir cismi, ışık hızına eriştirdiğimizde nelerle karşılaşırız? Bu düşünceden yola çıkan bilim adamları hesaplamalarını yaptılar: Meselâ, Einstein'in İzafiyet Teorisi, böyle bir hıza erişen bir cismin kütlesinin sonsuz olacağını söylüyordu. Sonsuz kütleli bir cisim, bu kâinatımızla bağdaşmayan bir özellikti. Denklemler, ışık hızının aşılması hâlinde kütlenin sonsuz değil, sanal olacağını gösteriyordu. Ne demekti sanal (hayalî) kütle? Meselâ -60 kilo ağırlığında bir insanın varlığını düşünmek gibi bir şeydi bu. Hâlbuki Dünya'mızda -60 kilo ağırlığı tartacak bir terazi bulunmuyor. Einstein'a göre, ışık hızına erişmek mümkün değildi. Bu, bir kesin hükme dönüşmüştü. Ne var ki, bilimin sınır tanımayan ufuklarını düşünen bilim adamları, ışığın ötesinde bir şeylerin bulunduğunu sezmeye başlamışlardı. Meselâ, cismin hızı ışık hızını aştığında, matematikî olarak, ışık hızı değerinde cismin kütlesi kaybolur, kütle sanal hâle gelir (kök içinde eksi değer). Konuyu bu defa matematik açısından irdeleyen uzmanlar, Einstein'ın denklemlerini (E= mc2 gibi) kullanarak çok garip bir çözüme ulaştılar. Işık hızından da yüksek hızlar olduğunu gösteren neticeler elde edildi. Eğer bir hareketli nesne, ışık hızı ile değil, ışıktan da hızlı hareket ederse; kütle, uzunluk, enerji hattâ zaman gibi fizikî birimlerin sanal (hayalî, soyut) mahiyete bürüneceği anlaşıldı. Meselâ, hızlar arttıkça enerjiler de azalıyor, sıfır-enerjili bir durumda ise, sonsuz hıza ulaşılıyordu. Dahası, elektrik yüklü oldukları kabul edildiğinde, kendi etraflarında bir radyasyon (her türlü ışık) oluşturacakları ve bu radyasyonun enerjilerini azaltacağı; enerjiler azaldıkça ise nesnelerin daha da hızlanacağı görüldü. Işık hızının aşılması demek, kütlenin negatif (hayalî, sanal) olması demektir. Negatif kütlenin fizikî mânâsı ne olabilir? Yaşadığımız, alıştığımız ve bildiğimiz çevrede her cismin bir pozitif kütlesi vardır. Terazi, sıfırdan küçük kütleyi gösteremez ve ölçemez. "Mademki matematik olarak negatif kütle vardır, o hâlde bu kâinatın negatifi (sanal olanı) vardır." şeklinde düşünmek niye mümkün olmasın? Bugüne kadarki tecrübelerden biliyoruz ki, matematik denklemler yoluyla elde edilenlerin, biz henüz tespit edemesek de, fizikî dünyada bir karşılığı bulunmaktadır (istisnaî durumlar olabilir). Sayıları, boyut geometrisiyle ortaya koyduğumuzda, daha sonra bu boyutlar belli bir fizikî durumla ifade edildiğinde, kâinat bir fiziko-matematik mahiyet kazanmaktadır. Geometriyle çizilip, fizikle işleyen kâinatın 'duvarlarına' benzeyen ışık hızı engelleri, 'katı' özellikler içinde yaşadığımız bu âlem için geçerliyse, "Bu duvarların ötesinde ne vardır?" sorusu ister istemez akla gelmektedir. Cevap olarak "Hiçbir şey yoktur!" dememiz ise, bir mânâ ifade etmez. Işık hızı yıllardır maddenin temel hızı ve evrensel sabit olarak kabul edildi. Işık hızının aşıldığı, ilk defa, bir kısım kozmik ışınlar üzerinde yapılan denemelerle ortaya kondu. 1974'te Clay ve Crouch gibi fizikçilerin kozmik ışınlar üzerinde sürdürdükleri çalışmalar, ışıktan hızlı ışınların varlığını gösterdi (Nature, c. 248, s. 28, 1974). Lijun Wang ve arkadaşlarının Princeton Üniversitesi'nde yaptıkları bir deneyde, ışığın normal hızından (saniyede 300 bin kilometre) 300 kat daha hızlı gidilebileceği gösterildi (Nature, c. 406, s. 277, 2000). Takyonlar Tartışmalara yol açan sanal parçacıkların varlığı ise lâboratuvar deneylerinde fark edildi. Garip karakterli bir atomaltı parçacık kendisini hissettirdi. Sanal karakterli bu parçacığa Lâtince 'çok hızlı' mânâsındaki 'takyon' (tachyons) ismi verildi. Konuyu bu defa matematik açısından irdeleyen uzmanlar, Einstein'ın denklemlerini kullanarak çok enteresan bir çözüme ulaştılar. Işık hızından da yüksek hızlara, harika yorumlar getiren neticeler ortaya çıktı. Eğer hareket eden bir nesne, ışıktan da hızlı hareket ederse; kütle, uzunluk, enerji, hattâ zaman gibi fizikî birimler sanal mahiyete bürünüyordu. 'Takyon' denilen, madde-ötesi özelliklere ve ışık hızından binlerce, milyonlarca defa yüksek hızlara sahip bir parçacığın, elbette ki günlük hayatta, elimizin altında bulunması beklenemez. Bu parçacıkların özellikleri, bu kâinatın fizikî ve matematikî yapısına uyum sağlamadığına göre, bir başka âlem, bir başka zaman ve bir başka çeşit enerjinin hükümran olduğu uzay düşünülmelidir. Sanal kütle Takyonların keşfedildiği deneylerde -yukarıdaki Princeton deneyi- detektöre yollanan ışık daha kaynağından çıkmadan detektörde kendini hissettirmişti. Bu garip durum bazı kozmik ışınlarda da kendini göstermektedir. "Yola çıkmadan önce hedefine ulaşmak" şeklinde özetlenen bu garip hâdisede, ışıktan hızlı bir yolculuk gerçekleşmektedir. Meselâ bir astronot, daha yola çıkmadan hedefine erişecek ve yola çıkarken, kendisinin dönüşü ile karşılaşacaktır. Sanal kütle ne demektir? Takyonlar teorisine göre, ışıktan hızlı, kütlesi, uzunluğu ve boyutları eksi, yani sıfırdan küçük (sanal) ne varsa hepsi takyon türünde mütalâa edilebilir. Hassas spektroskopi cihazlarının ölçüm sahasının dışında kalmalarından dolayı, bunları kâinatımızın dışındaki bir başka kâinatın veya âlemlerin elemanları olarak düşünemez miyiz?!.. Neticede, enerjinin ışıktan hızlı gidebileceğinin tecrübe edilmesi, bilim için önemli bir adım kabul edilmektedir. Bu durum, zihinlerimizde sabitleşmiş fikirleri kökten değiştirecek gibi görünmektedir. Yeni keşifler sayesinde, başka âlemler ve hayat mertebeleri hakkında daha kolay fikir yürütebiliriz. * Tünelleme, enerjisi küçük bir parçacığın, daha büyük enerji değerine sahip bir potansiyel engelini geçebilmesidir. Klâsik fiziğe göre, parçacık potansiyel engelini geçememesine rağmen, kuantum fiziğine göre geçebilmektedir ve parçacığa eşlik eden dalga fonksiyonu (sanal) olabilmektedir. | |
Yorum (0) Yorum yaz!
Eğitimde 'özel' kriz
1/5/2009 ·
Kayıt yenileme sezonuna ekonomik sıkıntılarla giren özel öğretim kurumları zor durumda. Çok sayıda kurum krizin de etkisiyle kapanmanın eşiğinde. Diğer sekörler gibi onlar da devlet des |
Evini satıp okulunu ayakta tutmaya çalışan insanlar var. Böyle giderse
çok sayıda okul kapanacak. Devlet burada bir babalık yaparsa sektör toparlanır. Çare, bütün dünyada olduğu gibi devlet desteğidir.”
Bu sözler, geçen hafta Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ile sektörün sıkıntılarını görüşen Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği Başkanı Cem Gülan’a ait. Gülan’ın da dediği gibi yeni eğitim sezonu için kayıtların başladığı şu günlerde özel öğretim kurumları krizden çıkış yolu arıyor. Enflasyon oranında fiyat artırarak mevcudu korumaya çalışan özel okullar, dertlerine çare olur umuduyla bakanlıklar arasında mekik dokuyor. Millî Eğitim, Çalışma ve Maliye bakanlarıyla görüşen sektör temsilcileri umutlu konuşuyor. Özel öğretim kurumlarının beklentisi açık: “Otomotiv, beyaz eşya ve internet sektöründe Özel Tüketim Vergisi (ÖTV); konut, mobilya, bilgi teknolojileri, makine gibi sektörlerde ise Katma Değer Vergisi (KDV) indirimi yapan devletin özel öğretime de destek vermesi.”
2001’deki ekonomik kriz, özel öğretim kurumlarında yüzde 16 küçülmeye sebep olmuştu. Önlem alınmazsa, dünyayı saran şimdiki kriz özel öğretim kurumlarında daha büyük sıkıntılara sebep olacak. Bu küçülme, sektörde binlerce işsiz çıkaracağı gibi devlet kurumlarına çok sayıda öğrenci akışıyla hem devletin öğretmen istihdamını artırmasına hem de derslik açığına sebep olacak.
Yüzde 2’ler seviyesindeki özel okullaşma oranıyla dünyanın en devletçi ülkelerinden bile geri kalan Türkiye’deki özel öğretim kurumları devletten ‘babalık’ bekliyor. Türkiye’de şu an anaokullarıyla birlikte 2 bin 631 özel okul bulunuyor. Dershane ve kursları da ilave ederseniz sektörde 10 bine yakın özel öğretim kurumu faaliyet gösteriyor. Kurumlar 47 bini özel okullarda olmak üzere 100 bin civarında öğretmen istihdam ediyor. Diğer istihdam ettiği görevliler ise hariç. Özel okullardaki öğrenci sayısı da 423 bin.
Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği Başkanı Cem Gülan, bu noktada bir konuya dikkat çekiyor: “Özel öğretim kurumlarının bu kadar öğrenciyi okutmadığını ve bu kadar personeli istihdam etmediğini düşünün. Bu çocukları devlet okutacaktı ve bu insanlar iş arayacaktı. Yani devletin sırtına bu kadar daha yük binecekti. Özel öğretim kurumları binlerce kişiye iş vererek ve devletin okutmakla yükümlü olduğu öğrencilere zemin hazırlayarak devletin sırtından önemli oranda yükü almaktadır.”
Devletin üstlenmesi gereken yükü paylaşan özel okullar şu an kapasitesinin yüzde 55’i ile çalışıyor. Yani 750 bin civarında öğrenciyi okutabilecek fiziki imkânları olmasına rağmen yarısıyla yetinmek zorunda kalıyorlar. Devletin ön yargılı tutumlarından dolayı bugüne kadar ekonomik ve akademik sıkıntılarına çözüm bulamayan sektör, şimdi küresel krizin etkisiyle tutunacak dal arıyor. Gelirlerinin yarıdan fazlasını devlete aktaran, geri kalanını ise personel giderlerine harcamak zorunda kalan sektör, gelişmiş ülkelerdeki destekleri talep etmiyor. Eski Doğu Bloku ülkelerindeki uygulamaya dahi razı olmuş durumdalar.
Kriz, özel okul ve dershaneleri zor durumda bırakmanın ötesinde kapanma noktasına getirdi. Sektör temsilcileri, 400 dershanenin kapanma başvurusu yaptığını, bu rakamın sene sonuna kadar bini bulacağını konuşuyor. Okulların ise bu noktada daha hassas olduğu vurgulanıyor. Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği Başkanı Cem Gülan, “Aramızda çoğunlukla eğitime gönül vermiş insanlar var. Yani tüccar yok. Kimse bu işten bol para kazanalım hevesinde değil. Bu sebeple eğitimden taviz vermektense okulu kapatmayı yeğleyecek çok sayıda insan var. Biz öğretmen sayısını azaltamayız, eğitimde uyguladığımız sosyal etkinliklerden tasarruf yapamayız. Nereden kısacaksınız? En fazla, öğretmene bu sene zam yapmazsınız. O zaman da okulda motivasyon, huzur kalır mı? Zaten sektörümüzde 50-100 okul hariç, kâr eden yoktur. Çoğu dişinden tırnağından artırarak bu işi yapıyor.” diyor.
Tüm Özel Öğretim Kurumları Derneği (TÖDER) Başkanı ve Bahçeşehir Üniversitesi’nin sahibi Enver Yücel ise kriz dışında birtakım yapısal zaafların da sektörde bazı kurumları zor durumda bıraktığını söylüyor. Özel öğretim kurumlarının sadece kâr peşinde koşan ve devletin zaafından yararlanan kurumlar olduğu gibi bir ön yargının oluştuğuna dikkat çeken Yücel, krizi şöyle özetliyor: “Özel öğretim kurumlarının sorunlarını; kötü yönetilme, bilimsel bir işletme olarak görülmeme ve uluslararası finans krizinin yol açtığı konjonktürel sorunlar olarak üç gruba ayırabiliriz. Öğretmen maaşları, vergi ve sigorta giderleri, özel öğretim kurumlarının en büyük gider kalemini oluşturmaktadır. Bu konuda verimliliğe dayalı bir strateji özel öğretim kurumlarını ekonomik bakımdan rahatlatacaktır. Özel öğretim kurumları da kamusal hizmet yapan kurumlardır ve devletin yükünü almaktadır. Devlet, kamu kurumlarına gösterdiği kolaylıkları özel öğretim kurumlarına da göstermelidir. Bu her şeyden önce hakkaniyet ilkesinin bir sonucudur.”
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) de özel öğretim kurumlarının sıkıntılarını dile getiren bir rapor hazırladı. “Özel öğretim sektörü ekonomik krizlere karşı duyarlı bir sektördür. Bu duyarlılıktan, sektörde istihdam edilmiş 100 bini aşkın personel doğrudan etkilenmektedir. Sektörün verdiği hizmetlerin kamuda alternatifi olduğu da dikkate alındığında bu duyarlılık daha da artabilir niteliktedir.” denilen raporda krizin etkilerinin azaltılması için çeşitli çözüm önerileri dile getiriliyor. TOBB Türkiye Eğitim Meclisi Başkanı Necdet Doğanata, dünyanın her tarafında devletin yükünü alan kurumlara sahip çıkıldığını hatırlatıyor: “Maalesef Türkiye’de bir zihniyet var. Özel öğretim kurumlarına ön yargıyla bakıyor. Ben kırk yılı aşkın süredir bu sektörün içindeyim. Bakanlar gelip geçiyor, herkes bu sektörün faydasından bahsediyor ama uygulamada sorunları bir türlü aşamıyoruz. Bir zihniyet yapılanması Türkiye’de özel kurumlara ön yargılı bakıyor ve gelişmesini engelliyor. Bugün komünist ülkelerde bile bu yapı kalmadı; ancak bugünkü yapısı itibarıyla Türkiye dünyadaki tek komünist ülke diyebiliriz.”
Bundan birkaç sene önce özel okullarda fakir ve başarılı çocukların okuması, çocuğunu özel okullara gönderen veliye devletin mali destekte bulunması amacıyla bir kanun değişikliği yapıldığına dikkat çeken Doğanata, “Bakın bugün her alanda başarılı on çocuktan yedisi özel okullarda okuyor. Kaliteli eğitim verildiği için veliler çocuklarını buralarda okutmak istiyor. Dünyanın her tarafında devletin yükünü aldığı için bu kurumlara destek verilir; ancak bizde böyle bir kanun değişikliği oldu, kıyamet koptu. Eşitliğe aykırı falan dediler; fakat bu doğru değil. Maalesef Türkiye’de jakoben bir asilzade grubu var, bir zihniyet yapılanması var ve bunlar halkın çocuklarının iyi okullarda okumasını istemiyor.” diyor.
Özel Öğretim Kurumları Derneği (Öz-Öğret-Der) Başkanı Hüseyin Durmaz da psikolojik ön yargıya dikkat çekiyor. Durmaz, özel okulların okullaşma oranındaki yüzde 1’lik artışın bile on binlerce kişiye iş imkânı sağlayacağını, devletin bütçesinden okul ve derslik yapımı için her yıl ayrılan milyarlarca liranın başka hizmetler için kullanılacağını söylüyor: “Bugün özel okullar, 750 bin öğrenci okutabilecekken yarısını okutabiliyor. Yani özel okullarda 13 bin 500 derslik boş duruyor. Bugün bir dersliğin maliyetinin 300 bin lira olduğunu düşünürseniz toplamda 4 milyar TL’lik yatırım boş duruyor. Devlet bu imkânı değerlendirse kendi bütçesini de hafifletmiş olur.”
Özel öğretim sektöründe sadece özel okullar yok. Dershaneler, kurslar, yabancı dil ve sürücü kursları da bu sektörün önemli paydaşları arasında. TÖDER Başkanı Enver Yücel, devletin dershanelere karşı da ön yargılı olduğunu düşünüyor: “Millî Eğitim Bakanlığı son yıllarda ülkemizde özel öğretimin geliştirilmesi konusunda çok yapıcı çalışmalar üstlendi. Ancak özellikle dershaneler üzerinde kamu görevlilerinin ön yargılı tutumları var. Dershaneler ülkemizin her bölgesinde hizmet vererek, öğrencilerin iyi okullara girebilmesi konusunda fırsat ve imkân eşitliği sağlamakta. Bir toplumsal sistemde işlevi olmayan hiçbir kurum onlarca yıl ayakta kalamaz. Oysa dershaneler onlarca yıldır gelişerek ve çoğalarak ayakta kaldılar. Bu konuda daha hakkaniyetli bir politikanın izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Özel öğretim kurumları sadece kâr peşinde koşan, zengin çocuklarının okuduğu kurumlar değildir. Eğitimin değerini bilen orta gelirli ailelerin çocukları öğrencilerimizin çoğunluğunu oluşturmaktadır. Bu ailelere devletin destek olması gerekirken, bu konuda yeterli çaba ne yazık ki harcanmamaktadır. Devlet özel öğretim kurumlarını kendi okullarından çok daha fazla sıkı denetlemektedir. Bu anlamda özel öğretim kurumları da kamu hizmeti yapan kurumlardır. Ama nedense özel öğretim kurumlarının bu işlevi çoğu zaman göz ardı edilmektedir.”
Güven Dersane Sahipleri Derneği (GÜVENDER) Başkan Yardımcısı Eyüp Kılcı da dershanelerin öğrencileri üniversiteye veya en iyi liselere hazırlayarak toplumda eşitlik sağladığına dikkat çekiyor. Bugün gerek liselerin dört yıla çıkmasından gerekse YÖK’ün kontenjan artışlarından dolayı sektörün hafta içi öğrenci bulamadığını, bu yüzden de zor durumda kaldığını hatırlatan Kılcı, “Ani değişikliklere sektör hazırlıksız yakalandı. Geçen yıl on sınıfı olan kurumlar bir anda bir sınıfa düştü. Ayrıca okullar bünyesinde faaliyete sokulan kurslar haksız rekabete yol açtı.” diye konuşuyor. Dershanelerde en büyük gider kaleminin vergiler ve personel giderleri olduğuna dikkat çeken Kılcı, bunlarla ilgili bazı düzenlemeler yapılarak binlerce insanı istihdam eden kurumların ayakta tutulabileceğine vurgu yapıyor. Özel Dershaneler Birliği (ÖZDEBİR) Başkanı Faruk Köprülü ise sektöre yapılacak desteğin doğrudan veliye yansıyacağını belirterek sadece KDV oranlarındaki indirimin bile veliye yüzde 10 civarında yansıyacağını anlatıyor.
Özel öğretim kurumlarının talep ve sıkıntılarını dile getiren çok sayıda sivil toplum kuruluşu var. TOBB Eğitim Meclisi, Türkiye Özel Okullar Birliği, Tüm Özel Öğretim Kurumları Derneği (TÖDER), Güven Dersane Sahipleri Derneği (GÜVENDER), Özel Dersaneler Birliği (ÖZDEBİR) ve Özel Öğretim Kurumları Derneği (Öz-Öğret-Der) gibi kuruluşlar bunlardan bazıları. Geçtiğimiz hafta bir araya gelerek Millî Eğitim, Maliye ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlarına ortak bir rapor sunan kurumların tamamı özetle bir noktada birleşiyor: Devlet desteği şart...
BAZI ÜLKELERDE ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARINA SAĞLANAN İMKÂNLAR
ABD: Her eyalette farklı uygulamalar var. Mesela, Houston eyaletinde bir müteşebbis, özel okul projesi hazırlayıp sunabilir. Charter okulu olarak isimlendirilen bu tür bir okulun tüm araç gereçleri, kirası, öğretmen maaşları belde yönetimi tarafından ödenir ve öğrenci başına değişen miktarda nakdi yardım yapılır. Geçen yıl bu rakam 8 bin 200 dolardan başlıyordu.
Almanya: Alternatif okullara finansal destek anayasal hükme bağlanmıştır. Eyalet personel ve materyal için gerekli olan kaynağı sağlamayı garantileyebilir. Okul finansal ihtiyaçlarının belli bir yüzdesini alabilir. Ders kitabı, eğitim maliyetleri ve öğretmen maaşları, yerel yönetimler tarafından karşılanabilir. Mesela Kuzey Ren Vestfalya ve Hessen eyaletlerinde özel okullar, personel gideri ve okulun temel giderleri için devletten toplam giderlerinin yüzde 75’i kadar maddi yardım alıyor. Ayrıca özel öğretim okullarına inşaat, tamirat ve genişletme masrafları için yüzde 50 ila yüzde 80 oranında devlet katkısı sağlanıyor. Bavyera eyaletinde okul giderlerinin yüzde 80’i, öğrenci masraflarının ise tamamı devlet tarafından karşılanıyor.
Danimarka: Tüm özel okullar kayıt ettikleri öğrenci sayısına bağlı olarak harcamalarının yaklaşık yüzde 80-85’ini kapsayan devlet desteği alıyor.
Finlandiya: Özel kurumların çoğunluğu devletten maddi destek alır. Bu kurumlar, maddi desteğin çoğunu kamu kaynaklarından aldıkları için, özel kaynakların oranı kısmen azdır.
Fransa: Tüm özel okullar, kamudan fon alabilirler. Kolej ve genel liselerin binalarına kaynak sağlama konusunda yerel yönetimlere yetki verilmiştir. Ancak bu, tüm masrafın yüzde 10’unu geçmez. Devlet ve yerel örgütler, maaşların ödenmesi, işverenlerin sosyal güvenliği ve öğretmenlerin sürekli eğitimini üzerine alır. Ayrıca belirli öğretim masraflarını üstlenir ve eğitim öğretim personeli olmayan kişilerin maaşlarını öder. Belediyeler de bölgelerinde bulunan okullara sınıf maliyetlerinde yardımcı olurlar.
Hindistan: Özel okullara öğrenci başına devlet tarafından ücret verilir.
Hollanda: Hem devlet hem de özel sektör okulları için yüzde 100 kaynak sağlanmaktadır. Devlet yetkilileri öğretmenlerin ve teknik personelin ücretlerini her okulun uzman yetkilisine öder.
İngiltere, Galler, Kuzey İrlanda ve İskoçya: Vakıf okulları okul yönetim organına ya da mütevelli heyetine aittir. Ama topluluk okullarıyla benzer şekilde yerel çevrelerden destek görür. Gönüllü kurulan okullar, ya mütevelli heyetine ya da bir kuruma aittir. Bu okullar, kendi aralarında gönüllülerin kontrol ettiği ve gönüllülerin yardım ettiği olmak üzere ikiye ayrılır. Her iki tür okul da harcamaları için tam bir mali destek alırken, gönüllülerin yardım ettiği okulların masrafların yüzde 15’ini karşılaması beklenir.
İngiltere ve Galler’de öğrencilerin (ailesinin gelir durumu göz önüne alınarak) giderlerinin bir kısmı ya da tamamı devlet tarafından karşılanabilir. İrlanda’da özel öğretmenlerin hemen hemen tüm masrafları, okul teçhizatı maliyetinin yüzde 90’ı ve öğrenci başına düşen kredi miktarı karşılanır. İskoçya’da veliler destek alır.
İspanya: Özel okullar devlet yardımı alır. Her sınıf için ayrılan fon miktarı kadar kredi destekli okulların finansmanına devletin yardımcı olması gerekmektedir. Yönetici kadronun ve hizmet veren personelin maaşları, diğer harcamalar, olağan masraflar karşılanır. Tüm bu harcama miktarları hükûmetin yıllık ulusal mali bütçesince ve Otonom Topluluklar yönetmeliğince belirlenir.
İsveç: Belediyeler Ulusal Öğretim Ajansı tarafından belirlenen okullara finans sağlamak zorundadır. Bu destek her okul döneminde o okuldaki öğrencilerin sayısı ile bağlantılıdır.
İtalya: Fakir ailelere kredi verilir. Devlet organları okullarının masrafları için hatırı sayılır oranda mali destek sağlar. Destekler, öğrenci sayısına, okuldaki şube sayısına, parasız öğrenci sayısına göre, okulun başka gelirine, bölgenin sosyoekonomik durumuna, okulların dağılımlarına ve harcamalara göre verilir.
Japonya: Resmî ya da özel okulların hepsi ücretlidir. Devam eden öğrenciler, karşılıksız ya da geri ödemeli burslar alabilirler. Özel okullara okul binası yapılması, arsa tahsisi, vergiden muaf tutulma, cari harcamaları destekleme, ödeme güçlüğü çekenlere karşılıksız burs verme gibi devlet destekleri sağlanmaktadır. Dershanelere devam eden öğrencilere devlet bursu verilmekte, ayrıca dershanelerden gelir ve kurumlar vergisi alınmamaktadır.
Portekiz: Devletin öğretim sistemini destekleyen özel okullara, devlet tarafından, kuruluş harcamalarını karşılamak, etkinlikleri artırmak, teçhizat satın almak ve ekstra etkinlikleri desteklemek için sözleşmelerde belirtilen destekler dışında özel destek verilebilir.Özel okul ve kooperatif okullarının kuruluşu için düşük faizli kredi verilir. Özel okullarda okuyan öğrenciler resmî okullarda okuyanlarla aynı sosyal olanaklardan yararlandırılır.
Norveç: Onaylanan özel okullar eyaletten destek alırlar. Kanun gereği ilk ve ortaöğretim düzeyinde masraflarının yüzde 75-85’ini alırlar.
Rusya: Rusya özel okul açmak isteyen yatırımcıya protokol karşılığı binayı hazır olarak vermektedir. Tadilat masraflarını üstlenmekte, kendi öğretmenlerine verdiği kadar öğretmen maaşını karşılamakta, elektrik, su ve doğalgazı ücretsiz olarak vermektedir.
Slovenya: Özel anaokulları için devlet bütçesinden pay ayrılır. Özel okulda maaşlar, kamu okulunda çalışanların maaşını geçmezse devlet bütçesinden finans alır.
Yunanistan: Özel okulların öğretmenleri devletten aylık alır. Kâr amacı gütmeyen örgütlere ait özel ortaokullar Eğitim Bakanlığı’nın genel bütçesinden yararlanır. Desteğin miktarına yasalara uyularak bakan tarafından karar verilir.
Lüksemburg: Özel okul işletenler vergiden muaf tutulmuştur. Özel devlet finansları; eşit statülü okullar, devlet okulları ve üst ortaokul eğitiminde ailelere bağış yolu ile verilir. Öncelik fakir ailelerdedir ve bu bağışlar bölgesel hükûmetin diğer yardımlarına ek olarak yapılır. Kamu ve özel anaokullarının masrafları için mali destek sağlanır. Mali destekler; kayıtlı öğrenci sayısına göre öğretim ücreti, yemekten ücretsiz yararlanacak öğrenci sayısı, okulun diğer gelirleri, çevrenin sosyoekonomik şartları ve yapılan harcamalara göre belirlenir.
ÖZEL TEŞEBBÜSÜN DÜNYADAKİ OKULLAŞMA ORANI (%)
Ülke İlkokul Ortaokul Lise
Arjantin 19,8 22 29,1
Brezilya 8,2 9,4 13,9
Şili 48,4 44,8 51,1
Mısır ---- 5,4 ----
Hindistan 16,7 33 54,5
Endonezya 16,1 36,2 54,3
Ürdün 29,2 19,2 9,2
Jamaika 4,8 1 2,9
Malezya 0,9 3 4,1
Paraguay 15,6 20,6 32,6
Tunus 0,9 1,4 7
Filipinler 7,1 19,7 23,5
Avustralya 28,3 34,3 26,7
Belçika 54,6 56,8 57,9
Çek Cum. 1,1 1,8 12,6
Danimarka 12,8 23,1 2,5
Finlandiya 1,2 4,2 10,4
Fransa 14,5 21,2 30,5
Almanya 2,7 7,1 7,5
Macaristan 5,3 6,3 14,1
İtalya 6,8 3,4 5,4
Japonya 0,9 6,0 30,2
Kore 1,3 20,6 51,8
Meksika 8,0 12,6 21,6
Hollanda 68,7 76,2 92,2
Yeni Zelanda 2,1 4,5 5,5
Portekiz 10,5 11,3 18,2
Norveç 1,8 2,2 9,9
İspanya 33,4 32,8 23,1
İngiltere 4,9 6,8 73,1
ABD 10,8 9,2 9,1
Türkiye 1,5 (ilköğretim) 1,7
Kaynak: OECD ve UNESCO 2003 rakamları
Not: Oranlar yarı devlet destekli özel okullarla tam bağımsız özel okulların toplamıdır.
ÖZEL EĞİTİM KURUMLARININ İSTEK VE BEKLENTİLERİ
Kalkınmada öncelikli yörelerdeki kurumlar, açılışından itibaren beş yıl süreyle vergi ödememekte, süreye bağlı olmaksızın SSK işveren hissesinin yüzde 80’i ve gelir vergisinin yüzde 80’lik kısmı devlet tarafından karşılanmaktadır. Kalkınmada öncelikli yörelerdeki gelir vergisi desteği ülke genelindeki tüm özel öğretim kurumlarını kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmalı.
SSK matrahlarının kurumca ödenen kısmı resmî öğretmenlerde olduğu gibi devlet tarafından karşılanmalı.
Özel öğretim kurumlarından alınan KDV oranları yüzde 1’e düşürülmeli.
Özel Öğretim Kurumları Kanunu’na “Bakanlık, kurumlardan 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde hizmet satın alabilir.” hükmü eklenmeli.
“Özel öğretim kurumlarında okuyan öğrencilerin velileri tarafından eğitim öğretim ücretini karşılamak üzere alınan kredi faizinin yüzde 50’sini geçmemek üzere belirlenen kısmı devletçe karşılanabilir.” hükmü eklenmeli.
Devlet üniversitelerinin veya bazı vakıf üniversitelerinin açtıkları özel okullar ile kamu yararına çalışan vakıf ve derneklerin açtığı özel okullar, diğer özel okullara karşı haksız rekabet ortamı oluşturmaktadır. Bazı vakıf üniversitelerine tanınan gelir vergisi muafiyeti tüm özel öğretim kurumlarını kapsayacak hâle getirilmeli.
Özel öğretim kurumlarında yenileşme, Ar-Ge çalışmaları için teşvikler sağlanmalıdır. Üniversitelerin bünyelerindeki teknokentlere verilen destekler Ar-Ge çalışmaları yapan özel öğretim kurumlarına da verilmeli.
Sadece özel okullarda uygulanan “sosyal yardım kapsamındaki ek ödemelerden vergi kesilmez” hükmü tüm sektörü kapsayacak hâle getirilmeli ancak zorunluluk olmamalı.
Belediyeler, il özel idareleri, PTT ve diğer kamu kuruluşları tarafından, resmî eğitim kurumları ile bu kurumlarda çalışanlara sağlanan hak, istisna, vergi, harç ve tarifelerle ilgili hükümler özel öğretim kurumları ve bu kurumlarda çalışanlar için de uygulanacak hâle getirilmeli.
Kanuna “Bakanlıkça, özel okullarda öğrenim gören öğrencilere, her ders yılı için öğrenci başına ilan edilen ücretlerin yarısını geçmemek üzere yardım yapılabilir. Bu tutar her yıl Vergi Usul Kanunu’na göre yeniden belirlenir.” hükmü eklenmeli.
Özel öğretim Kanunu’na “Her ders yılı için bu desteklerden yararlanacak öğrenci sayısı, öğrencilere yapılacak devlet yardımı tutarı ve kredi faizinin devletçe karşılanacak kısmı ile yararlanabilme koşulları ve şekli, Bakanlık bütçesine bu amaçla konulacak ödenek esas alınarak Maliye Bakanlığı ve Bakanlığın müşterek önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir.” hükmü eklenmeli.
Resmî okullarda çalışan öğretmenlerin özel dershane dışındaki kurumlarda çalışmasının önü açılmalı.
Yorum (0) Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »



teği bekliyo ‘Geçen yıl kayıtların bittiği nisan ve mayısta her şey güllük gülistanlıktı. Şimdi küresel kriz ortaya çıktı. Velilerimiz arasında çeki, senedi dönenler var. Hadi bu seneyi öyle ya da böyle atlattık. Şu sıralar okullar gelecek senenin fiyatlarını açıklayıp yeni kayıtlara başlıyor. Durum hiç de iç açıcı değildirr.