Hacivat ve Karagöz ile matematiği sevin

Bekir Türkmenoğlu'nun Köşe Yazısı:

Hacivat ve Karagöz ile matematiği sevin..

Ben köşemi artık eğitim alanında yaşanan güzel gelişmelere, olumlu girişimlere ve faaliyetlere ayırdım.
Kendim yorum yapmak yerine, eğitim camiasındaki güzellikleri vermeye çalışıyorum. Çünkü bu gzel gelişme
ve girişimlere medyada gerektiği gibi yer verilmiyor. İşte son zamanlardaki bu güzel gelişmelerden bazıları:
Anadolu Üniversitesi’nin, matematiği 7’den 70’e her kesime sevdirmek amacıyla hazırladığı Karagöz ve Hacivat çizgi filmi gösterime giriyor. AÜ Rektörlüğü yetkililerinden alınan bilgiye göre, İngiltere’de öğrencilerin istekleri doğrultusunda 1990’da ders sayısı azaltılan, ancak 2001’de araştırmaların ve yeniliklerin azaldığı gözlenince yeniden ders sayısı çoğaltılan matematiğin Türkiye’de de bazı
çevrelerce anlaması zor derslerden biri olarak değerlendirilmesi üzerine AÜ Rektörlüğü’nün önerisi
üzerine bu yönde çalışma başlatıldı.
Matematiğin, tabiatın ve bilimlerin dili olduğu, bu dilin yanlış söylemler ve yaklaşımlar nedeniyle insanların üzerinde ters etki yarattığı düşüncesiyle Fen Fakültesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şahin Koçak, önce matematiğin sevdirilmesi amacıyla, bu bilimin nasıl ortaya çıktığı ve ne işe yaradığı konusunda gerikli materyalleri topladı. Prof. Dr. Koçak, geçen yıl "Karagöz Akademisi" adıyla proje hazırladı ve Türkiye’nin öz değerlerinden Karagöz ve Hacivat’ın baş rollerinde olacağı bir çizgi
film hazırlanmasına karar verildi.
Matematik nasıl ortaya çıktı, ne işe yarar, dünyayı ve evreni anlamaya nasıl yardımcı oluyor gibi konuları Karagöz ve Hacivat’ın tartışmaları eşliğinde anlatmaya çalışan Prof. Dr. Şahin Koçak ve proje ortağı akademisyenler, belirledikleri konuları her biri 25 dakika olarak 13 bölüm çizgi film çektiler. Hazırlanan çizgi filmler, 5 Ocaktan itibaren her pazartesi önce üniversitenin yayın organı TVA’da, daha sonra da bazı ulusal televizyon kanallarında yayımlanacak.
MİNİKLERE MÜCADELE ÇAĞRISI YAPTI
Yüzyıl Işıl Okulları, düzenlediği kitap şenliği çerçevesinde “Erozyon Dede” olarak tanınan TEMA Vakfı
kurucusu Hayrettin Karaca öğrencilerle buluşarak toprakların korunması için mücadele çağrısı yaptı. 200
öğrenciye hitap eden Karaca “Doğayı korumak istiyorsak daha az tüketmeliyiz" dedi.
Doğanın tahrip edilmesinde ve çevrenin kirletilmesinde büyük şirketlerin suçunun çok olduğuna değinen Karaca, “biz satın almazsak, onlar da üretmek için bu suçu işlemezler” dedi. Her yıl milyarlarca doların silah üretimi için harcandığına dikkat çeken Karaca, şöyle devam etti:
”Bu silahları üretirken, depolarken, savaşlarda kullanırken ve hatta imha ederken bile doğayı ve çevreyi
katlediyorlar. Oysa yaşamak istiyorsak, doğayı yaşatmalıyız.” Bir kişinin neler başaracağına Atatürk ve
Gandi’den örnek vererek açıklayan Karaca, “kişi olarak sorumluluğumuzun bilincinde olalım. TEMA Vakfı Türkiye’de inanılmaz başarılara imza attı. İnanırsak dünyayı kurtarmaya gücümüz yeter” dedi.
Ekonomik kriz hakkında yorum yapan Karaca, “ Yine parayı kurtarın olur mu? Beni yaşatmaktan alıkoyan, dünyayı kirleten, yaşam koşullarımı elimden alan parayı kurtarmaya çalışıyoruz şimdi. Parayı kurtarmaya çalışıyoruz ama aç insanları kurtarmaya hiç niyetimiz yok. O canavarı kurtarmaya niyetliyiz." diyerek sözlerini tamamladı.

10/1/2009, Kategori: Gazetelerden Se_me Makaleler : Yorum (yok) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!

Patronun tüm adamları

 M. NEDİM HAZAR

n.hazar@zaman.com.tr


Ne güzel ve de enteresan bir filmdir o... Kendinden emin Başkan Nixon'ın maymun edilişini anlatır. Başkandır ve tüm adamları başına iş açmıştır. Mevzu 1972'de geçer...

Mevzumuz Oscar ödüllü bir film tahlili değil tabii. Aradan geçen 35 yıl sonrasında ülkemizdeki başka bazı adamlara dair tahlille ilgilidir: Patronun tüm adamlarıyla...

Bir kere kendilerinden emindirler. İki kültür arasına sıkışmış olmalarına rağmen öykündükleri hayat onları tuhaf bir kendi halkını küçümseme hastalığına saplayıp bırakmıştır ama burunlarındaki balçığı görmezden gelerek inanılmaz bir özgüven ile kendilerini memleketin sahibi zannederler. Dolayısıyla patronlarına da bir süre sonra yarı-tanrılık hissi yerleştirirler. Patron bilir ki adamları var oldukça bu tanrı rolü devam edecektir.

Dindardırlar mesela! Ama bildik bir din ile işleri olmaz. Nüfus kâğıtlarında yazılı olan dinin en basit şartını bile bilmezler. Okumak, öğrenmek zahmetli, uygulamak zaten zor iştir. Bu nedenle her biri kendi kalibrasyonuna göre inanç modeli inşa eder. Kimi düpedüz ateisttir ama bunu söyleyebilecek yüreği yoktur. Diğeri içinde büyüttüğü cinsel sapkınlığı bastırmak için esrik bir yırtıklık ile sağa sola saldırır, bulaşacak paça arar. Alıngandırlar ama bunu söylemez, yaptıkları, yazdıkları ve söyledikleriyle gösterirler. Birisi ilahi kaideyi yüzlerine söylediğinde acayip bozulup, kin dağarcıklarına fasikül ekler. Hem ahirete inanmaz hem de cehennem tehlikesine karşı köpürürler. Enteresan işte...

Özgürlükçüdürler misalen... Ama bu kavramdan anladıkları şey, düşünceyi açıklama, fikir özgürlüğü, yahut kendileri gibi olmayanların da yaşama hakkı filan değildir. Cinsel özgürlüğe bayılırlar. Onların anladıkları özgürlük et parçalarını teşhir etme özgürlüğüdür. Bilimin sapkınlık olarak nitelediği şeyi memlekete hürriyet olarak empoze etmeye kalkışırlar hep. Sonra kafayı bulma özgürlüğünün adına da dönem dönem başka kılıflar bulurlar. Delikanlıdırlar ama bu dayılıkları sadece kendilerinden olmayanlara karşı söker. Her türlü çeteye, mafyaya karşı süt dökmüş kedi gibi olurlar. Bazıları bununla da yetinmez bahsi geçen çevrenin çanağının kenarına ilişir. Bir kıtır ile yetinirken çetelerin, derin mihrakların işaret ettiği tarafa hırlamayı meslekî beceri olarak kariyerine işlerler.

Birbirinin yüzüne karşı sırıtıp, 'aslanım, yiğidim' diye 'menfaat kardeşliği' yaparken birbirlerini başka yerlerde yerin dibine geçirir, kuyularını kazarlar. Patronlarıyla tavla oynar, işleri bitip, miatları dolunca veryansın ederler. Aleyhlerine kitap yazarlar, televizyonlarda kükreyip dururlar ve mahkemelik olurlar.

İyi rol yaparlar. Kısıtlı zekâları, iptidai yöntemleri ve demode beyinlerine rağmen âlemin raconunu kesmeyi bilirler. 'Bu mahallenin abisi biziz' diye omuzda smokin caka satarlar. Kargadan başka kuş, kendilerinden başka bu işi yapan insan olabileceğini düşünmezler, inanmazlar. Oysa yaptıkları paçavradan şeylerin evrensel anlamda hiçbir kıymet-i harbiyesi olmadığını onlar da bilirler.

Kincidirler... Bakmayın siz arada attırdıkları romantik yazılara, kitaplara. Onu ancak birkaç bakımsız Türk ergen kızını düşürmek için kullanırlar. Çakma romantik, kifayetsiz muhteristirler. Canlarını sıkan ne olursa olsun bir yere kaydedip, kibrit kutusu kadar imkân bulduklarında abanırlar. Saldırılarının işe yaramamaya başladığını görünce de, dönüp etiketlemeye, başka yöntem bilmedikleri için aynı şeyleri sıralamaya devam ederler.

Onlara göre, kendileri gibi olmayan her şey onlar için hayati tehlikedir. Her fırsatta saldırır, her imkânı kullanırlar. Patronlarının en ufak bir fikri bile olmadığı konularda onun tanrı-iktidarının devamı için bu işin böyle olması gerektiğine inandırırlar. Geçmişleri pis, bugünleri vıcık vıcık, gelecekleri karanlıktır. Son kullanma tarihleri yaklaştıkça daha da hırçınlaşır, gösterdiği tarafa saldıran, parmaklarının ucuna doğru çemkiren yeni oğlanlar bulurlar.

Lakin bu ülke çok patron görmüş, çok adam tanımıştır. Geçmişin ibret müzesi, bu tiplerin mezarlığı gibidir. Elbette devran değişecek, hepsi silinip, süpürülecektir. Nedensiz gibi görünen öfke ve kinlerinin altındaki gerçek budur. Tarih bu prototipleri patronlarıyla beraber layık oldukları yere almak için rezervasyonunu çoktan yapmıştır oysa!

6/12/2008, Kategori: Gazetelerden Se_me Makaleler : Yorum (yok) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!

<- Önceki Sayfa : ANASAYFA : Sonraki Sayfa ->